SAYILARIN DİLİYLE TÜRKİYE
Türkiye Cumhuriyeti 20.
Yüzyılın en önemli olgularından birisidir.
Cumhuriyetin kurucuları, yurt
sevgilerini, heyecanlarını ve akılcılıklarını bir araya getirerek mucize
niteliğindeki bir büyük dönüşümü gerçekleştirmişler, Avrupa’nın hasta adamı
olarak tanımlanan yarı sömürge bir imparatorluğun yıkıntılarından modern bir
devlet çıkarmayı başarmışlardır. M. Kemal Atatürk’ün önderliğindeki
kurucular, kısa zamanda elde ettikleri başarılar ve gerçekleştirdikleri
devrimlerle 20. yüzyıla damgalarını vurmuşlardır.
Ne yazık ki aynı Türkiye 21.
Yüzyıla dünyanın sorunlu ülkelerinden birisi olarak girmiştir.
Geçmişimizle Yarışta Önemli Mesafeler Aldık
Türkiye sürekli olarak iki
boyutlu bir yarış içinde olmuştur:
Kendi geçmişiyle yarışmak / gelişmiş ülkelerle yarışmak.
Kendi geçmişimizle yarışta
önemli mesafeler aldık.
-
Okur-yazarlık oranı yüzde
10’lar düzeyinden yüzde 90’lara yükselmiştir.
-
1923’te 5.000 civarında olan
okul sayısı 65.0000’e,
-
10.000 civarındaki öğretmen
sayısı 700.000’e,
-
Öğrenci sayısı ise
340.000’lerden 18.500.000’e
ulaşmıştır.
Kişi başına gelir 45 $’dan
5000 $’a ulaşmış,
Ekonomi alanında milyonlar
düzeyinden milyarlar mertebesine çıkılmıştır:
-
GSMH’mız 450 milyon $ iken
bugün 400 milyar dolarlara yaklaşmıştır.
-
Dış ticaret hacmi 137 milyon
$’ dan 222 milyar $’ a yükselmiştir
-
İhracat 50 milyon $’dan 85
milyar $’a çıkarken ihracatta sanayi ürünlerinin payı % 90’a çıkmştır.
Bu örnekler
çoğaltılabilir.
Uygar Dünyanın Gerisinde Kaldık
M. Kemal Atatürk Türk Ulusuna,
hedef olarak çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmayı göstermiş, ancak bu hedefi
yakalayamadığımız gibi, gelişmiş ülkelerle aramızda uçurumlar oluşmuştur.
Toplumsal, ekonomik ve siyasal
yaşamı kapsayan bazı uluslararası göstergeler, içimize sinmese de, bizi bu
üzücü gerçeği kabullenmek zorunda bırakmaktadır.
1. Gelişmiş
ülkelerde 40.000 $’lara kadar çıkan kişi başına gelir, AB’nin genişlemeden
önceki 15 ülkesinde ortalama 29.000 $’dır. Şu sırada AB’yi oluşturan 25 ülkenin
ortalaması ise kişi başına 25.500 $ düzeyindedir.
1960’larda kişi başına gelir
açısından bizimle hemen hemen aynı düzeylerde olan Yunanistan, Güney Kore,
Portekiz ve İspanya ile aramızda bugün büyük farklar oluşmuştur. Kişi başına
gelir, 2005 yılı itibarıyla, G.Kore’de 16.294 / Portekiz’de 16.075 /
Yunanistan’da 19.289 / İspanya’da ise 21.59 $’dır.
(WDI verileri)
Oysa Türkiye’de kişi başına
gelir, 2005 yılında ancak 5.000 $ olarak gerçekleşebilmiştir.
(2006 yılında 5380 $ olmuştur.)
2. Birleşmiş
Milletlerin gelişme ölçütü olarak belirlediği İnsani Gelişme Endeksi (HDI)
açısından, 2004 yılı itibarıyla, Türkiye 92. sırada / Yunanistan 24. /
İspanya 19. / Portekiz 28. / G. Kore 26. sıradadır. (HDRverileri)
(Ermenistan
80. ve Gürcistan 97. sıradadır.)
3. Bilim
ve teknoloji alanında da durumumuz iç açıcı olmaktan uzaktır.
-
İletişim ve Bilişim
teknolojileri için kişi başına yapılan yıllık harcama (2005 yılı) ;
Türkiye’de 393 $ / Yunanistan’da 723 $ / G. Kore’de
1.127 $ / Japonya’da
2.674 $.’dır.
- 1 milyon kişi içinde AR-GE
faaliyetlerinde çalışan araştırmacı sayısı (2004 yılı);
Türkiye’de 345 / Yunanistan’da 1.413 / G. Kore’de 3.187 / Japonya’da
5.287’dir.
-
1000 kişiye düşen bilgisayar
sayısı (2004 yılı);
Türkiye 52 / Yunanistan 89 / İsviçre
826'dır.
-
1000 kişiye düşen internet
kullanıcısı (2004 yılı);
Türkiye’de 142 / Yunanistan’da 177 / Portekiz 281 / ABD 630 / G. Kore’de
657’dir.
4. Yaşam
kalitesini belirleyen eğitim, sağlık harcamaları gibi göstergeler de durumun
vahametine tanıklık etmektedir.
-
Kişi başına yıllık sağlık
harcaması (2004 yılı);
Türkiye’de 580 $ iken, Yunanistan’da 2.162 $, İsviçre’de 4.077 $, ABD’de
6.102 $’dır.
(OECD
verileri)
-
1000 kişiye düşen sağlık personeli ve yatak
sayıları (2000-2003 yılları arası);
Türkiye'de 1.4 kişi / 2.2 yatak, Yunanistan'da 4.4 kişi / 4.9 yatak,
Rusya Federasyonu 4.3 kişi / 10.5 yatak'tır.
-
Eğitim harcamalarının GSMH içindeki payı
(2002-2003);
Türkiye'de % 3.6 / AB ortalaması % 5.1 / İsrail'de % 7.5 / G. Kore'de %
4.2'dir.
(WDI verileri
Ürettiğinden Çok Tüketen, Sürekli Borçlanan
Bir Ülkeyiz
1. Sattığından
çok satın alan, ürettiğinden çok tüketen bir ülkeyiz. 2006 yılında:
-
İhracatımız 85.1 milyar $ /
ithalatımız 137.0 milyar $,
-
Dış ticaret açığı 51.9
milyar $ / Cari açık 31.3 milyar $’dır.
2. Dış
ve iç borçlarımız yüksek düzeydedir. Kamunun toplam borç stoku, 2005 yılı
sonunda 242 milyar $ olmuştur. İç borç 244 milyar YTL (174 milyar
$), Dış borç 68 milyar $’dır. Özel sektörün dış borcu ise 87
milyar $’dır.
Kamunun toplam borcu, 380
milyar $ tutarındaki yıllık gelirimizin yüzde 65'ine yaklaşmaktadır. Bu yüksek
oranlı borç tablosunu daha da ağırlaştıran husus, azalmasını ümit ettiğimiz
borçlarımızın sürekli olarak artmasıdır.
Gelişmiş Ülkelerle Aramızdaki Mesafe Giderek
Açılıyor
Gelişmiş ülkelerle aramızdaki
farkların zaman içinde kapanması bir yana, aramızdaki mesafe giderek
kapanmamakta, birçok alanda açılmaktadır. Bir başka söyleyişle, gelişme yolundaki çabalarımızın yetersizliği
nedeniyle:
-
Kişi başına gelir açısından
1990’larda dünyada 58. sırada olan ülkemiz, bugün yine 58. sıradadır.
-
Birleşmiş Milletler İnsani
Gelişme Endeksi (HDI) açısından 1994’te 175 ülke arasında 74. sırada
olan Türkiye, 2004 yılında 177 ülke arasında 92. sıraya gerilemiştir.
Kaynaklarımız Savurganca Kullanılıyor
Türkiye’nin ciddi bir kaynak
sorunu var. Yatırımlar için yeterli kaynak bulunamaması nedeniyle ülkede yüksek
oranlı işsizlik yaşanıyor. İstihdam yaratmak, işsizliği azaltmak için gerekli
olan yatırımları yapamıyoruz. Son yıllardaki ekonomik büyümeye karşın işsizlik
oranı gerilememektedir. Son zamanlarda nitelikli işgücünün işsizliği de,
ağırlıklı olarak, gündemdedir.
Var olan kaynaklarımızı da,
uygulanan israf ekonomisi nedeniyle, savurgan bir biçimde kullanıyoruz.
-
Kaynaklarımızın bir kısmı kötü yönetimden
ötürü heba ediliyor. Kamu Yönetiminde 'ehliyet, liyakat' anlayışı yerine
'siyasi iktidarlara sadakat' anlayışına dayalı kadrolaşma arayışları, kamu
yönetiminde kalite ve verimin düşmesine yol açıyor.
-
Yönetimde akılcılığa olanak
vermeyen siyasi müdahaleler yüzünden de büyük kayıplara maruz kalıyoruz.
-
Kaynaklarımızın bir kısmı da
büyük boyutlara varan yolsuzluklarla yok edilmektedir. Yalnızca banka
yolsuzluklarından doğan kayıplarımızın 40 -50 milyar $’larla ifade edildiğini
anımsayalım.
Ülkede Eşitsizlikler Kol Geziyor
Ülkenin ciddi bir sorunu da her
alanda yaşanmakta olan eşitsizliklerdir. Eğitimde, sağlıkta, her alanda fırsat
eşitsizlikleri yaşanıyor. Fırsat eşitsizliklerinin insan yaşamının her alanına
olumsuz yansımaları var. Örneğin siyasal ve toplumsal hakların kullanımı
açısından da büyük eşitsizlikler yaşanıyor.
Hem toplum kesimleri hem de
coğrafi bölgeler arasındaki gelir dağılımı son derece adaletsiz. Gelir
dağılımının bozukluğu yanında ortalama gelir düzeyimizin düşüklüğü nedeniyle
ülkede yürekleri yakan bir yoksulluk olgusu yaşanıyor. İnsanımız çok zor
koşullarda yaşam savaşı vermekte, nüfusumuzun büyük bir bölümü yoksulluk sınırı
altında yaşamaktadır. Yoksulluk giderek kalıcı hale geliyor, daha da kötüsü,
yoksullar ilerde varsıl olabilme ümitlerini de yitiriyorlar.
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK)
son çalışmasına göre;
-
Nüfusumuzun % 0.8’i (523
bin kişi) açlık sınırının altındaki ,
-
Nüfusumuzun % 20’ise (14.6
milyon kişi) yoksulluk sınırının altındaki,
gelirleriyle yaşamaktadır.
Ülkede yüksek oranlı işsizlik
yaşanıyor. Resmi verilere göre, yüzde 10 dolayında görülen işsizlik oranı, “eksik
istihdam, mevsimlik çalışan ve işbaşı yapmaya hazır olanlar” da dahil
edildiğinde yüzde 20’lere çıkmaktadır.
Son yıllardaki yüksek oranlı
ekonomik büyümeye karşın işsizlik oranı gerilememektedir.
Geleceğe Umutla Bakabilmek İçin Nedenlerimiz
Var
Bu yazıyı iyimser bir mesajla
bitirmek istiyorum.
Bu kadar iç karartıcı bilgileri
kötümserlik yaratmak için değil gerçeklerimizi bilmek, gerçeklerden uzak
kalmamak için vermeyi gerekli gördüm. Ülkemizin sorunlarına çözüm bulmak
istiyorsak, önce gerçeklerle yüz yüze gelmek zorundayız. Gerçekleri göz ardı
ederek çözüm bulamayız.
Karşı karşıya bulunduğumuz
olumsuz tablo bizim için kader değildir. Ülkemiz bu tabloyu düzeltebilecek
potansiyele sahiptir. Bizim sorunumuz bu potansiyelin gereği gibi
değerlendirilememesidir.
-
Tarihten gelen birikimimiz,
bu birikimin yarattığı özgüven,
-
Yetişmiş insan gücümüz, genç
bir nüfusa sahip olma avantajımız,
-
Yeraltı ve yerüstü
kaynaklarımız,
-
Ülkenin coğrafi konumundan
doğan stratejik önemi,
güçlü bir gelişme potansiyeli oluşturmakta, geleceğe güvenle bakabilme umudumuzu
canlı
tutmaktadır.
Bu potansiyeli harekete
geçirerek gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı kapatma yolunda güçlü adımlar
atabiliriz. Hedefimiz çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, ülkemizi uluslararası
camianın onurlu bir üyesi yapmak ve bu konumumuzu sürekli olarak korumak
olmalıdır.
Öncelikle bu sorumluluğu, bu
heyecanı yüreklerimizde duymalıyız. Sonra da heyecanlarımız ve yurt sevgimizle
aklımızı bir araya getirerek görevlerimizi eksiksiz bir biçimde yerine getirmeye
çalışmalıyız.
Hem geçmiş hem de gelecek
kuşaklara karşı borcumuzu ancak böyle ödeyebiliriz.