Türk Kültür ve Eğitim Norm Geliştirme Vakfı'nda 
Vakıf Başkanımız Erol TUNCER'in 10 Şubat 2007 Tarihinde Yaptığı Sunuş 


SAYILARIN DİLİYLE TÜRKİYE
[1]  

Türkiye Cumhuriyeti 20. Yüzyılın en önemli olgularından birisidir.

Cumhuriyetin kurucuları, yurt sevgilerini, heyecanlarını ve akılcılıklarını bir araya getirerek mucize niteliğindeki bir büyük dönüşümü gerçekleştirmişler, Avrupa’nın hasta adamı olarak tanımlanan yarı sömürge bir imparatorluğun yıkıntılarından modern bir devlet çıkarmayı başarmışlardır. M. Kemal   Atatürk’ün önderliğindeki  kurucular, kısa zamanda elde ettikleri başarılar ve gerçekleştirdikleri devrimlerle 20. yüzyıla damgalarını vurmuşlardır. 

Ne yazık ki aynı Türkiye 21. Yüzyıla dünyanın sorunlu ülkelerinden birisi olarak girmiştir. 

Geçmişimizle Yarışta Önemli Mesafeler Aldık

Türkiye sürekli olarak iki boyutlu bir yarış içinde olmuştur:

 Kendi geçmişiyle yarışmak / gelişmiş ülkelerle yarışmak.
 Kendi geçmişimizle yarışta önemli mesafeler aldık.

  • Okur-yazarlık oranı yüzde 10’lar düzeyinden yüzde 90’lara yükselmiştir.

  • 1923’te 5.000 civarında olan okul sayısı 65.0000’e,

  • 10.000 civarındaki öğretmen sayısı 700.000’e,

  • Öğrenci sayısı ise 340.000’lerden 18.500.000’e
    ulaşmıştır.

      Kişi başına gelir 45 $’dan 5000 $’a ulaşmış,
Ekonomi alanında milyonlar düzeyinden milyarlar mertebesine çıkılmıştır:

  • GSMH’mız  450 milyon $ iken bugün  400 milyar dolarlara yaklaşmıştır.

  • Dış ticaret hacmi 137 milyon $’ dan 222 milyar $’ a yükselmiştir 

  • İhracat 50 milyon $’dan 85 milyar $’a çıkarken ihracatta sanayi ürünlerinin payı % 90’a çıkmştır.

 Bu örnekler çoğaltılabilir.

Uygar Dünyanın Gerisinde Kaldık

M. Kemal Atatürk Türk Ulusuna, hedef olarak çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmayı göstermiş, ancak bu hedefi yakalayamadığımız gibi, gelişmiş ülkelerle aramızda uçurumlar oluşmuştur.

Toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşamı kapsayan  bazı uluslararası göstergeler, içimize sinmese de,  bizi bu üzücü gerçeği kabullenmek zorunda bırakmaktadır.

1. Gelişmiş ülkelerde 40.000 $’lara kadar çıkan kişi başına gelir, AB’nin genişlemeden önceki 15 ülkesinde ortalama 29.000 $’dır.  Şu sırada AB’yi oluşturan 25 ülkenin ortalaması ise kişi başına 25.500 $ düzeyindedir. 

1960’larda kişi başına gelir açısından bizimle hemen hemen aynı düzeylerde olan Yunanistan, Güney Kore, Portekiz ve İspanya ile aramızda bugün büyük farklar oluşmuştur. Kişi başına gelir, 2005 yılı itibarıyla, G.Kore’de 16.294  /  Portekiz’de 16.075 /  Yunanistan’da 19.289  /  İspanya’da ise 21.59 $’dır. (WDI verileri)

Oysa Türkiye’de kişi başına gelir,  2005 yılında ancak 5.000 $ olarak gerçekleşebilmiştir.
(2006 yılında 5380 $ olmuştur.)

2.  Birleşmiş Milletlerin gelişme ölçütü olarak belirlediği İnsani Gelişme Endeksi (HDI) açısından, 2004 yılı itibarıyla, Türkiye 92. sırada  /  Yunanistan 24.  /  İspanya 19.  /  Portekiz 28.  /  G. Kore 26. sıradadır. (HDRverileri) (Ermenistan 80. ve Gürcistan 97. sıradadır.)

3. Bilim ve teknoloji alanında da durumumuz iç açıcı olmaktan uzaktır.

  • İletişim ve Bilişim teknolojileri için kişi başına yapılan yıllık harcama (2005 yılı) ;
    Türkiye’de 393 $   /  Yunanistan’da 723  $  /  G. Kore’de 1.127 $  / Japonya’da 2.674 $.’dır.
     
  • 1 milyon kişi içinde AR-GE faaliyetlerinde çalışan araştırmacı sayısı (2004 yılı);
    Türkiye’de 345 /  Yunanistan’da 1.413  / G. Kore’de 3.187  / Japonya’da 5.287’dir.
     
  • 1000 kişiye düşen bilgisayar sayısı (2004 yılı);
    Türkiye 52 /  Yunanistan 89 /  İsviçre 826'dır.
     
  • 1000 kişiye düşen internet  kullanıcısı (2004 yılı);
    Türkiye’de 142 /  Yunanistan’da 177 /  Portekiz 281 / ABD 630 / G. Kore’de 657’dir. 

4. Yaşam kalitesini belirleyen eğitim, sağlık harcamaları gibi   göstergeler de durumun vahametine        tanıklık etmektedir.

  • Kişi başına yıllık sağlık harcaması (2004 yılı);
    Türkiye’de 580  $ iken, Yunanistan’da 2.162 $, İsviçre’de 4.077 $,  ABD’de 6.102 $’dır.
    (OECD verileri)
     

  • 1000 kişiye düşen sağlık personeli ve yatak sayıları (2000-2003 yılları arası);
    Türkiye'de 1.4 kişi / 2.2 yatak, Yunanistan'da 4.4 kişi / 4.9 yatak, Rusya Federasyonu 4.3 kişi  /  10.5 yatak'tır.
     

  • Eğitim harcamalarının GSMH içindeki payı (2002-2003);
    Türkiye'de % 3.6 / AB ortalaması % 5.1 / İsrail'de % 7.5 / G. Kore'de % 4.2'dir.
    (WDI verileri

Ürettiğinden Çok Tüketen, Sürekli Borçlanan Bir Ülkeyiz

1.   Sattığından çok satın alan, ürettiğinden çok tüketen bir ülkeyiz. 2006 yılında: 

  • İhracatımız  85.1 milyar $ / ithalatımız  137.0  milyar $,

  • Dış ticaret açığı  51.9  milyar $ /  Cari açık 31.3 milyar $’dır.

2.   Dış ve iç borçlarımız yüksek düzeydedir. Kamunun toplam borç stoku, 2005 yılı sonunda 242 milyar $ olmuştur.   İç borç 244 milyar YTL (174 milyar $), Dış borç 68 milyar $’dır.  Özel sektörün dış borcu ise  87 milyar $’dır.  

Kamunun toplam borcu, 380 milyar $ tutarındaki yıllık gelirimizin yüzde 65'ine yaklaşmaktadır. Bu yüksek oranlı borç tablosunu daha da ağırlaştıran husus, azalmasını ümit ettiğimiz borçlarımızın   sürekli olarak artmasıdır.            

Gelişmiş Ülkelerle Aramızdaki Mesafe Giderek Açılıyor

Gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkların zaman içinde  kapanması bir yana, aramızdaki mesafe giderek kapanmamakta, birçok alanda açılmaktadır. Bir başka söyleyişle, gelişme yolundaki çabalarımızın yetersizliği nedeniyle:  

  • Kişi başına gelir açısından 1990’larda dünyada 58. sırada olan ülkemiz, bugün yine 58. sıradadır. 
     
  • Birleşmiş Milletler İnsani Gelişme Endeksi (HDI) açısından 1994’te 175 ülke arasında 74. sırada olan Türkiye, 2004 yılında 177 ülke arasında 92. sıraya gerilemiştir.

Kaynaklarımız Savurganca  Kullanılıyor

Türkiye’nin ciddi bir kaynak sorunu var. Yatırımlar için yeterli kaynak bulunamaması nedeniyle ülkede yüksek oranlı işsizlik yaşanıyor. İstihdam yaratmak, işsizliği azaltmak için gerekli olan yatırımları yapamıyoruz. Son yıllardaki ekonomik büyümeye karşın işsizlik oranı gerilememektedir. Son zamanlarda nitelikli işgücünün işsizliği de, ağırlıklı olarak, gündemdedir.

Var olan kaynaklarımızı da, uygulanan israf ekonomisi nedeniyle, savurgan bir biçimde kullanıyoruz.

  • Kaynaklarımızın bir kısmı kötü yönetimden ötürü heba ediliyor. Kamu Yönetiminde 'ehliyet, liyakat' anlayışı yerine 'siyasi iktidarlara sadakat' anlayışına dayalı kadrolaşma arayışları, kamu yönetiminde kalite ve verimin düşmesine yol açıyor.
     

  • Yönetimde akılcılığa olanak vermeyen siyasi müdahaleler yüzünden de büyük kayıplara maruz kalıyoruz.
     

  • Kaynaklarımızın bir kısmı da büyük boyutlara varan yolsuzluklarla yok edilmektedir. Yalnızca banka yolsuzluklarından doğan kayıplarımızın 40 -50 milyar $’larla ifade edildiğini anımsayalım.

Ülkede Eşitsizlikler Kol Geziyor

Ülkenin ciddi bir sorunu da her alanda yaşanmakta olan eşitsizliklerdir. Eğitimde, sağlıkta, her alanda fırsat eşitsizlikleri yaşanıyor. Fırsat eşitsizliklerinin  insan yaşamının her alanına  olumsuz yansımaları var. Örneğin siyasal ve toplumsal hakların kullanımı  açısından  da büyük eşitsizlikler yaşanıyor.

Hem toplum kesimleri hem de coğrafi bölgeler arasındaki gelir dağılımı son derece adaletsiz. Gelir dağılımının bozukluğu yanında ortalama gelir düzeyimizin düşüklüğü nedeniyle ülkede yürekleri  yakan bir  yoksulluk olgusu yaşanıyor. İnsanımız çok zor koşullarda yaşam savaşı vermekte, nüfusumuzun büyük bir bölümü yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır. Yoksulluk giderek kalıcı hale geliyor, daha da kötüsü, yoksullar ilerde varsıl olabilme ümitlerini de yitiriyorlar.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) son çalışmasına göre;  

  • Nüfusumuzun  % 0.8’i (523 bin kişi) açlık sınırının altındaki ,

  • Nüfusumuzun % 20’ise (14.6 milyon kişi) yoksulluk sınırının altındaki,

    gelirleriyle yaşamaktadır. 

Ülkede yüksek oranlı işsizlik yaşanıyor. Resmi verilere göre,  yüzde 10 dolayında görülen işsizlik oranı, “eksik istihdam, mevsimlik çalışan ve işbaşı yapmaya hazır olanlar” da dahil edildiğinde yüzde 20’lere çıkmaktadır.

Son yıllardaki yüksek oranlı ekonomik büyümeye karşın işsizlik oranı gerilememektedir.    

Geleceğe Umutla Bakabilmek İçin Nedenlerimiz Var

Bu yazıyı iyimser bir mesajla bitirmek istiyorum.

Bu kadar iç karartıcı bilgileri kötümserlik yaratmak için değil gerçeklerimizi bilmek, gerçeklerden uzak kalmamak için vermeyi gerekli gördüm. Ülkemizin sorunlarına çözüm  bulmak istiyorsak, önce gerçeklerle yüz yüze gelmek zorundayız.  Gerçekleri göz ardı ederek çözüm bulamayız.

Karşı karşıya bulunduğumuz olumsuz tablo bizim için kader değildir. Ülkemiz bu tabloyu düzeltebilecek potansiyele sahiptir. Bizim sorunumuz bu potansiyelin gereği gibi değerlendirilememesidir.

  • Tarihten gelen birikimimiz, bu birikimin yarattığı özgüven,

  • Yetişmiş insan gücümüz, genç  bir nüfusa sahip olma avantajımız,

  • Yeraltı ve yerüstü kaynaklarımız,

  • Ülkenin coğrafi konumundan doğan stratejik önemi,

        güçlü bir gelişme potansiyeli oluşturmakta, geleceğe güvenle bakabilme umudumuzu canlı
        tutmaktadır.   

Bu potansiyeli harekete geçirerek gelişmiş ülkelerle aramızdaki farkı  kapatma yolunda güçlü adımlar atabiliriz. Hedefimiz çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, ülkemizi uluslararası camianın onurlu bir üyesi  yapmak ve bu konumumuzu sürekli olarak korumak olmalıdır.  

Öncelikle bu sorumluluğu, bu heyecanı yüreklerimizde duymalıyız. Sonra da heyecanlarımız ve  yurt sevgimizle aklımızı bir araya getirerek görevlerimizi eksiksiz bir biçimde yerine getirmeye çalışmalıyız.

Hem geçmiş  hem de gelecek kuşaklara karşı borcumuzu ancak böyle ödeyebiliriz.

[1] Yazıdaki uluslararası sayısal veriler, Birleşmiş Milletlerin ‘İnsani Gelişme Raporu’ (Human Developmant Report - 2005) ile ‘Dünya Bankası’ Raporundan (World Development İndicators– 2006) alınmıştır.