Atatürk fotoğrafı

24 HAZİRAN 2018 CUMHURBAŞKANI VE MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMLERİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA

24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin, siyasal tarihimizin en önemli dönüm noktalarından birisi olduğu düşüncesi, tüm kamuoyunca paylaşılmaktadır.

Seçimler, ülkenin yaşadığı ağır bir bunalım döneminde yapılıyor. Ülkenin içinde bulunduğu koşulları anlayabilmek için iktidar partisinin seçim manifestosuna bakmak yeterlidir. Ülkeyi içine düştüğü bu durumdan çıkarabilmenin yolunun, ‘Tek adam rejimi’ yerine ‘Parlamenter sisteme’ dönülmekten geçtiği inancındayız.

Erken seçim kararının alınması ile başlayan süreç, seçim güvenliği ile ilgili kaygıları yansıtan tartışmalarla ilerlemektedir.

Demokratik rejimlerde seçimlerin özgür, saydam koşullarda gerçekleşmesi ve bütün tarafların eşit ve güvenli koşullarda yarışabilmeleri asıldır.

Seçimlerin Olağanüstü Hal (OHAL) koşullarında yapılacak olması, seçimlerdeki eşitlik kıstasını, muhalif partiler aleyhine daha baştan zedelemektedir. OHAL yönetimine kamu görevlilerinin taraflı davranışları da eklenince seçmen kanaatlerinin özgür bir ortamda oluşmasının engelleneceği açıktır.

Seçimler, her dönemde Cumhuriyet tarihimizin önemli siyasal olaylarından biri olagelmiştir. Her seçim, halk tarafından ciddiyet ve sorumlulukla değerlendirilmiş, sonuçları olgunlukla karşılanmıştır. Seçimler, çoğunlukla iktidarlar tarafından da eksiksiz gerçekleştirilmesi gereken organizasyonlar olarak algılanmış; seçimlerin güvenliği bir “namus” sorunu olarak nitelenmiştir.

Seçim güvenliğinin sağlanmadığına ve seçimlerin adil koşullarda yapılmadığına ilişkin kaygıların ortaya çıktığı dönemler, kuşaklar boyunca süren sosyal ve siyasal travmalara neden olmuştur.

Önümüzdeki seçimler, Cumhurbaşkanı seçimini ve Cumhurbaşkanı adaylarını öne çıkaran bir nitelik kazanmıştır.

Güçler ayrılığı ilkesini öne çıkaran demokratik ‘Parlamenter Sistem’ yerine ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ olarak adlandırılan bir yeni sisteme geçişin, 2017 Anayasa referandum sonuçlarının da gösterdiği gibi, toplumda derin kutuplaşmaya neden olduğu açıktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili uyum yasaları gerçekleşmeden, mevcut Parlamentonun iradesine dayalı yasal düzenlemeler yapılmadan bir yeni sisteme geçiş, haklı kaygılara neden olmaktadır.

Seçimlere katılacak adayların durumu da adaylar açısından eşitlik ve adalet ilkesini zedeleyen bir tabloyu yansıtmaktadır. Adaylardan birisi ülkenin Cumhurbaşkanıdır. Kullanımında örtülü ödenek, kamunun idari ve ekonomik olanakları vardır. Yazılı ve görsel medyanın büyük bir bölümü, iktidar güdümlü hale getirilmiştir. Vergilerimizle yaşayan Devlet televizyonu TRT’de yapılan yayınların iktidar partisi ve onun genel başkanı yararına olduğunu kanıtlayan sayısal değerlendirmeler ortadadır. TRT, Anayasayı ve yasaları hatta kendi yasasını çiğneme pahasına yanlı yayınlarını sürdürmektedir.

Cumhurbaşkanı adaylarından biri de 1,5 yıldan beri tutuklu olarak cezaevinde bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı adaylarının çoğunluğunun, tutuklu adayın özgürlüğü konusunda ortak görüş belirtmeleri sevindirici bir durumdur.

Seçimlerin eşit, adil koşullarda ve güven içinde gerçekleştirilmesi, öncelikle Hükümet’in sorumluluğundadır.

Seçim güvenliği konusunda bağımsız yargı kimliği ile sorumlu olan YSK, bu süreçte olası her şaibeyi ortadan kaldıracak önlemleri almak ve kurumsal güveni sağlamak zorundadır.

Seçimlerde görev alacak kamu görevlilerinin de tarafsız davranmak; seçim sonuçlarının halkın gerçek iradesini yansıtacak biçimde ortaya çıkmasını sağlamak yükümlülükleri vardır.

Bu süreçte seçmenlerin de büyük sorumluluğu vardır. Seçmenler mutlaka sandığa gitmeli ve sandık güvenliğinin sağlanması konusunda yasalardan doğan haklarını kullanabilmeli, sandık görevlisi, gözlemcisi olmak gibi ödevleri yerine getirmekte tereddüt etmemelidir.

Çok partili dönemde yapılan seçimleri, sonuçlarını ve gerçekleştiği dönemin koşullarını inceleyerek değerlendiren TESAV Vakfı, bu konudaki düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmak gereksinimi duymuştur.

Saygılarımızla.